Anasayfa » Zumığapaye! Böbürlenme!

Zumığapaye! Böbürlenme!

by admin
648 views

“Kibir en sevdiğim günahtır” der “Şeytan” Al Pacino “Şeytanın Avukatı” filminin finalinde Keanu abiye. Onun o küçük dünyaları ben yarattım tavırlarıyla dalga geçen muzip gülümsemesiyle.

Rahmetli Nane mığo, “kibir” olayıyla başka şekilde dalga geçerdi. Tanıdığım bütün Hosthableliler pek yamandı zaten böyle lafı gediğine koyma konusunda… Hoş, eskilerin geneli böyleydi de…

“A si hade mığore yavrım! Alıh, aphodizu payesi.. yi bame yi pe yirihajır’ım…”
“O kadar kibirli, burnu kalkık ki… kendi (Kötü) kokusunun bile farkında değil.

Çerkesler, en azından eskiden, ortaya koydukları işlerin ardından “yaptım” “ettim” “ben şöyleyim” “ben böyleyim” “ben olmasam var yaaaa” tarzında kendilerini yücelten söylemlerden özellikle imtina eder, bunu çok ama çok ayıp sayarlar, yapanları da kınarlardı.

Sadece kendileri değil, aile efradı, yakınları da onlar hakkında böyle ifadeler kullanamazdı. “Bırak kendi namını kendi kazansın, eğer iyi bir bireyse, toplum onun hakkını zaten verir.” mottosu hem çocuk eğitiminde hem de toplumsal yaşamda geçer akçeydi.

Bu durumu kıymetli büyüklerimizden sıklıkla hala duyabileceğimiz tek bir cümlelik şu aforizmayla özetlemek mümkün:

neuh şıtxur ş’ağ ubs, neuh ubır ş’ağ şıutxs
açıktan övgü gizli yergi gibidir; açıktan yergi gizli övgü gibi.

Bu cümle üzerinde çok ciddi kafa patlatılması gereken felsefi derinlikte, Adıgelerin daha bacak kadar bir dzadzu olduğu günden itibaren çocuğun yetiştirilmesindeki en kritik formüllerinden birisidir aslında.

Özellikle savaş, çatışma, toplumu ilgilendiren konularda alınan rol gibi mevzularda böbürlenerek konuşmak büyük ayıptı. Geçmişin aynası eski Çerkes halk şarkılarında, hikayelerinde bu nüans hemen dikkatimizi çeker.

Mesela, “kılıcımı çektim düşmanı şöyle kestim biçtim” diye bir şeye asla denk gelemezsiniz hiçbir eski zaman menkıbesinde veya bir kahramanlık şarkısında.

Çerkes-Rus savaşlarının en amansız komutanlarından Ajgeriy kuşukupş, bir baskın sonrası kampına dönerken kazak süvarilerinin karşı baskınına uğrayınca, bir anda dört kazak süvarisinin ortasında kalır dördünü de kılıcıyla atından düşürür.

Kamp dönüşü herkes bu olayı konuşurken, mahçubiyetinden ne diyeceğini bilemez, “kılıcımı döven demirci işini iyi yapmış” der geçiştirir mesela. Tüm övgüyü bir demir parçasına yönlendirecek kadar alçakgönüllüdür.

“Tüfeğimle nişan alıp, düşmanı şöyle vurup indirdim canına okudum” diyene de denk gelinmez hiçbir eski zaman menkıbesinde veya bir kahramanlık şarkısında.

Hajret Kabardeyleri’nin efsanevi isimlerinden Hatohşokue Mıhamet Aşe, tüfeğiyle vurup öldürdüğü Çerkes halkına çok büyük kötülükleri dokunmuş bir hainin ardından mevzu hakklında detay isteyenlere “Elimdeki tüfek ateş alınca, karşımdaki düştü…” diye anlatıp geçiştirir mevzuyu mesela… Yaptığı kahramanlıkla bile böbürlenmemek için aslan payını kendisine değil, elinde tuttuğu kamaya kılıca tüfeğe bir demir parçasına verenlerin torunlarıyız biz.

Teoride ve pratikteki yiğitlikleri, ders olacak davranışları ve sözleriyle aradan geçen yüzyıllara rağmen bugün dahi saygıyla anılan, bizlere örnek teşkil eden nice pşıjj werkıjj dahi bu konuda dikkatli davranmış gevşek gevşek kendilerini övmemiş, yakın çevresindekilerin de bunu yapmasına asla müsaade etmemiştir.

Toplum adına övgü ve yergi işini, Çerkes sosyal yaşamının yön göstericileri, aydınları sayılabilecek geguakolar üstlenmiş, onların çalışmaları da günümüze kadar gelmiştir.

Eğer Adıyağa’yı / Çerkes yaşam tarzını düzenleyen bir sistem olarak düşünecek olursak, ki öyle, bu sistem temelindeki en kilit ifadelerden birisi olmuştur daha bacak kadar çocukken bile dadenin, nanenin bu yanlışa düşeyazdığımızda bizi uyarırken kullandığı o tek kelime.

зу-мы-гъэ-па-гэ!
zu-mı-ğa-pa-ye!
“bö – bür – len – me!”

Sağdan soldan, olmadık şeylerden, atalarına ait olup da mirasyedi gibi üstüne hiçbirşey koymadan sahip çıktığın mefhumlardan asalet, nezaket devşirmeye gerek yok. Asalet de budur, nezaket de budur işte.

Asimilasyon, sadece dil ve adetlerin yitimi değil. Asimilasyon bizi “benmerkezci” de kılıyor. Ben şöyle über çerkesim böyle über çerkesim diye anlatmana gerek yok güzel kardeşim kendini. Sen sadece lafta öylesin ve öyle de kalacaksın bu huyundan vazgeçmediğin sürece.

Yaptım, ettim, başardım, ben olmazsam var yaaaa dünya yıkılır dünyaaaa tadında davranmaya bayılıyor kimi postmodern zamanlar Çerkesi…

Bu durum da maalesef çözülmesi elzem problemlerimize çözüm yolları arayışında tam bir tıkanmaya yol açıyor.

Diaspora Çerkes toplumunun temel probleminin, problemleriyle arasındaki ilişkinin ta kendisi olduğunu düşünüyorum.

Şöyle ki :

Çok basit bir problem var diyelim toplum olarak üstesinden gelmemiz veya en azından üzerinde wunafe yapmamız gereken:

İki baskın akım hemen öne çıkıyor:

1- Ülkeye hakim kutuplaştırıcı atmosferin gereği imişçesine siyasi bir bakış açısıyla konuyu ele alanlar (büyük oyunu en iyi ben görürüm! siyaset biliminin kitabını yazmışımcılar)

2- yaşadığı ve/veya doğduğu coğrafyaya mahsus değer yargılarıyla bir bakış açısı ortaya koyanlar. (en doğru ben bilirimciler çünkü bizim oralarda böyleciler)

Bu durum problem, nesnel olarak tarif edilmiş olsa dahi, problemlerin çözüm yolunu sekteye uğratmakla kalmıyor, (ki bu iki gruptan illallah etttiği için kendini geri plana çekmiş ve hiçbir görüş ifade etmeyen çok değerli görüş sahipleri de olabilir konuyla ilgili) nurtopu gibi yeni bir problemimiz daha oluyor.

Nasıl ama? Problem çözmeye çalışırken dahi problem sahibi olabilen asalet ve nezaket sahibi bir halkız!

Bu konuda daha özenli, atalarımıza layık bireyler gibi davranmamız dileğiyle.

Son söz yerine… Bir daha:

neuh şıtxur ş’ağ ubs, neuh ubır ş’ağ şıutxs
açıktan övgü gizli yergi gibidir; açıktan yergi gizli övgü gibi.

Benzer Yazılar

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00