Anasayfa » Adıge Ş’alejj

Adıge Ş’alejj

by admin
580 views

Günlük tutmanın en güzel (bazen de hüzünlü) yanlarından birisi, yaşanmış gitmiş hafızanın derinliklerinde kaybolmaya yüz tutmuş ayrıntılar yakalıyor olmak sanırım.

22 yıl önce bugün, İstanbul Taksim’deymişiz bir kaç arkadaş. İçimizden biri, Sidaq Timur’a zorla midye dolma yedirmeye çalışmışız.

Timur’un yeme içme konusunda güzel bir formülasyonu vardı. “Adıgebze karşılığını bilmediğin birşeyi yeme” Bu konuda çok üstüne giderdik onun. Hiç kızmazdı.

Oşhamaxue en güzel Temırlan’ın, Türkiye’dekiler kolaylık olsun diye söylediği haliyle Timur’un evinin hemen arkasındaki tepeden görünürmüş.. Öyle derdi hep. “Yaw siqoş, senin köyün Habez nere, Oşhamaxue nere?” derdik de, gülerdi. “Fıneblağama fızğal’ağuns / Gelirseniz gösteririm”, diye meydan okurdu o içten gülüşüyle.

1990’ların sonu… İstanbul… O yıllarda gazete yaprakları hala sarıydı, bizim Timur da sapsarı. Anavatandan, Hajret Kabardeyleri’nin diyarı K.Çerkes Cumhuriyetinin Habez köyünden Türkiye’ye üniversite eğitimi için gelmişti. Daha gencecikti ve ateşliydi nabzı. Yüreği Adıyağa için atan deli dolu bir Kabardey delikanlısıydı Sidaqlar’ın oğlu Timur.

Doğrusunu söylemek gerekirse, öyle çok çok da vakit geçirmedik Timur’la, İstanbul’a sıkça uğruyordum o dönem gerçi ama benim asıl mekan Ankara’ydı. O yıllarımın en sakin görüntülerindendi Timur’la geçirdiğimiz zamanlar. Gürültüsüz ama hızlı konuşmasıyla, her daim mahcup yüz ifadesiyle, üzgün bakışlarıyla hatırlarım onu. O dönemki idealist arkadaş grubumuzla geçirdiğimiz zamanların olanca keyfinin içinde iç burkan bir görüntü olarak kalacak hep Sidaq Timur.

Bakışları ne kadar ürkekse de yüreği bir o kadar cesurdu. Duruşu ne kadar hüzünlüyse, anlattıkları bir o kadar hayat dolu. Dernekte, sokakta, otobüs durağında her yerde bir türlü sökemediği Türkçesiyle bir şey anlatmaya çalışır bizi bir güzel güldürür sonra kendi kendine canı sıkılır hemen Adıgebze’ye dönerdi meramını anlatmak için.

Evinin arkasındaki tepeden bahsederdi, rüzgarsız bir günde Oşhamaxue çok rahat görünür derdi. Bazen öyle detaylı anlatırdı ki geceleri sohbetlerimizde Hajretler’in diyarını; ay bütün ışığıyla gecemizi aydınlatırdı adeta. Biz Xexesler nefes almaya çekinirdik onun Xekujj’a dair anlattığı detayları dinlerken. Ahmedıbğ’ın hikayesini ilk Timur’dan dinlemiştim. Anlatırken nasıl da incinmiş dururdu.

Çok şey öğrendik ondan, çok şey öğrendi bizlerden. Hayatım boyunca unutamayacağım bir tavrıh anlatmıştı mesela bir akşam dernekte. Ona da nanesi anlatmış çocukluğunda. Hajret diyarındaki köylerden birinde 20.yy. başlarına kadar yaşamış bir ihtiyar, Hajret Kabardeylerinin efsanevi pşılarından Ajgeriy Kuşukupş’un ölmediğine inandırmış kendini. Bir gün çıkıp geleceğine ve önlerine düşüp onlara komuta edeceğine o kadar inanıyormuş ki, tüfeğini hazır edip beklermiş Kuşukupş’u aradan neredeyse 100 yıl geçmesine rağmen.

Xexes Adıgelerine dair çok yerinde tespitler yapardı bazen. Bizi oldukça iyi gözlemlemişti. Kalbini acıtan detaylar boldu. Acı ve kaygı boldu bize dair düşüncelerinde. Neden bile isteye asimile olduğumuza (ona göre öyleydi ve hiçbir izahatı da yoktu) akıl sır erdiremiyordu. Xekujj’dan bahsederken ise dünyayı kurtaracakmışçasına heyecana bürünür, ne ailesine duyduğu özlem ne vatan özlemi kalmazdı bizimle paylaşırken o detayları.

Bir ufak bekar evinde kalırdık İstanbul’da, sarı badanalı. Ne büyüktü o ev aslında, ne sonsuzdu içinde paylaşılan sözcükler, ne bitmez bir akşam vaktiydi içinde Adıgeliğimiz.

Bir keresinde, peder beyin adımı Jabağı koymak istemesine rağmen, dönemin kanunlarından dolayı nüfus müdürlüğünde mahkemeye verilmekle tehdit edilip Vedat ismini alışımı duyunca çok şaşırmış, kendince beni teselli etmek için “Çerkesk’e gel, Xabez’de yaşa, oğlun olursa Jabağı koyarsın ismini kimse de karışmaz!” demişti de, “yaw hajı, artık kalmadı o kanunlar, Türkiye’de de Jabağı adını koyabilirim oğlum olursa” dediğimde, “Olsun! Xekujj’da yaşa, oğlun da xexes olmasın senin gibi.” Diyerek cevaplamıştı da… Diyecek söz bulamamıştım “Tham ji’im sigoş” dan başka.

Hep inandı, hep anlattı, hep bekledi… Diaspora’da eğitim için geçirdiği onca yılda biz Diaspora Çerkesleri’ine dair umudunu bizden daha çok muhafaza etti. Şimdi düşünüyorum da, belki de hata etti.

Sonra bir gün geldi, üniversite ve yistanbılaque günleri bitti, Xekujj’a geri döndü…Dönüşünün hemen ertesinde olmuş diye duydum… İnanmak istemedim… Nalçık yolunda bir trafik kazası… Ve Sidaqlar’ın oğlunun hikayesi oracıkta yarım kaldı…

Gurbette insan nasıl “iyi” olabilir ki sigoş? Demişti bir gün Türkiye’ye ilk geldiği günleri anlatırken.

Bir yere gitmek istesen… gidebileceğin bir yer yok.

Hasta olsan derdini anlatabileceğin dilin yok…Şuracıkta ölsen… kaç gün sonra bulurlar seni gömülecek yerin bile yok… Bu ülkeye gelince daha iyi anladım Yistanbilaque olup da bu ülkeye ayak basanların halini…

Ben mutlaka habez’e geri döneceğim…. siz de dönün… ama dönene kadar da buraya gelip sizi ikna etmeye devam edeğim…

Kimin aklına gelirdi ki bir daha bizi ikna etmek için burya gelemeyeceği… Güneşin batmaya yüz tuttuğu bir akşam üstü… bir xekujj akşamında sonsuzluk diyarına gideceği…

Sidaqlar’ın oğlu böyle geldi, böyle geçti aramızdan ve paserey Adıgejjleri’nin tabiriyle atından indi…

Bilmem gelir mi dünyaya artık adı Timur olan onun gibi tam anlamıyla bir “Adıge Ş’alejj”

Mekanın cennet olsun sikueş.
Тхьэм жэнэтыр унап1э пхуищ1 си къуэш лъап1э

Benzer Yazılar

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00