Anasayfa » Şame

Şame

by admin
453 views

1804 yılında bugünkü görünümünü paylaştığım Humbıley nehri kıyısında vatanı uğruna canını veren yüzlerce Çerkes savaşçısının aziz hatırasına….

“Емынэм къелар Хъумбылейм ехьыж”
“Vebadan sağ kurtulanı da, Humbıley aldı götürdü”

Yirmibeş gün süren bir ayrılıktan sonra köye… evime döndüm.

Cesedim… benim olduğu söylenen cesedi kastediyorum… benden on gün önce varmış bizim avluya.

Neler olduğunu bilmiyordum. Bana kimse bildirmedi ölümümü.

Zeque’dan dönen alelade bir savaşçı gibi dönmüştüm oysa eve.

Kurşunlar, hatıralar ve çocukluk arkamda yürüyordu. Yaza, kışa, şarapnellere hoşça kal diyordum.

Kanşuwey’e girdiğimde köy ahalisinin ve köyün çocuklarının yüzümü tanımasına rağmen, bir uçtan bir uca yürümeme dahası selamlamama rağmen, dönüşüme dair bir özlem ve heyecan yoktu ses tonlarında, göz bebeklerinde.

Yorgundum… yolun ve savaşın tozuna toprağına bulanmıştım.

Tenimdeki ter taneleri ateşten pullardan farksızdı. Kendime dedim:

Belki de uykusuzluk ve ateşimsi terle karışan toprak yüzünden tanımamıştır mahallemin çocukları. Şöyle bir elimi yüzümü yıkayıp evde iki üç saat dinleneyim, beni tanıyacakları yüzümle çıkarım karşılarına.

Fakat ya bende ya da bütün ailemde bir tuhaflık vardı. Yanlarına gidip neşeyle selamlasam da beni yalnız bıraktılar. Hiçbirisi neşeme ilgi göstermedi.

Yamçımı ve tüfeğimi duvara astığımda paniğe kapıldım gördüklerimden. Kız kardeşim Darina’ya yaklaştım ve dedim:

Neyiniz var hepinizin? Niye beni ihmal ediyorsunuz? Ben yokken neler oldu?

Fakat Darina hiçbir şey söylemedi. Dahası beni duymadı bile.

Odasına geçti. O uğraşmaktan çok keyif aldığı dışeyide işlemesini eline aldı ve pencere aralığından uzanan gökyüzüne dikti gözlerini. Bir de baktım ağlıyor… Yanına sokuldum. Gördüm ki gerçekten ağlıyor. Derken kendini yatağa atıverdi beyaz bulutların üstünden derin karanlık bir odaya düşercesine.

Darina bütün bunları yaparken ben onun önündeydim.. arkasındaydım.. yanındaydım…. O ise bana bakmamış, tek kelime etmemişti.

Çevremdeki dünyanın alt-üst oluşunun sırrını bilmek istiyordum.

Gördüklerim beni öylesine şaşırtmıştı ki… Humbıley kıyısında Rus topçu bataryalarının üzerimize kan kustuğu gece geldi aklıma.

Oradaki telaşım bugün evimin çatısı altında ailemin içinde yaşadığımdan büyük değildi.

Odama geçtim…

Evdeki… ve dördüncü ilkbaharındaki oğlum L’ıkue’yu gördüm.

Babam nereye gitti? Bana söz verdiği qefiy’i ne zaman yapacak hani? diye sesleniyordu annesine.

Gülümsedim. Evdekine yaklaşıp şaşkın bir çocuk gibi mırıldandım.

Baksana Guaşehan… Kardeşim… komşularım.. tüm köy herkes bir tuhaf… Evdekine tam üzüntülerimden bahsedecektim ki baktım oğluma sesleniyor:

Uyu L’ıkue.. Uyu ki büyü… Anneyi… dedeyi… nineyi… kim koruyacak düşmandan…

Telaşla odadan çıktığım an annemin hıçkırıklarını duydum pırho’da…

“A si Şametsıuq…” diyerek ağlıyordu.. Şame… benim o… burdayım anne! Neden ağlıyorsun!

İşte o an farkına vardım. Aİlemin komşularımın köylünün arasında yaşıyor görüyor duyuyorken onlardan hiçbiri beni görmüyor ve duymuyordu. Anlamını bilmediğim, yorumunu hiç anlamadığım bir durumdaydım. Onlarlaydım hiçbiri beni bilmezken. Toprağını ve ailesini terketmemiş bir ruhtan farksızdım. Parmaklarımla L’ıkue’nun kızıla çalan saçlarını okşuyordum da ne bir ağırlık vardı saçında ne bir iz geliyordu…

Sıkıldım.. Üzüldüm.. Çocukluktan kalma bir alışkanlıkla, ne zaman üzgün hissetsem kendimi yaptığım gibi Psıho kıyısına gittim. Psıho ile aramda bir bağ vardı ezelden beri. Kıyısında yürüdüm… suya girip toz toprak içindeki derimi yıkadım… Kan ve ter izlerinden kurtuldum… Gece sakince yürüyordu dünyaya doğru… Elma ağaçları nehir kıyısındaki bahçemizde sıra sıra uzanıyordu. Gece yürüyor. elma ağaçların toprağın bağrında yükseliyor, uyumamış kuşları kucaklıyordu.

Sonra birden hatırladım… Evet… yine bir nehir kıyısındaydım… Kuzeyde Humbıley kıyısında… Beşten fazla kazak süvarisini karşılamıştım yanımda bir arkadaşımla.

Hatırlıyorum da, o gün sinirlerimizi harap eden sıcağa rağmen yağmur yağmıştı. Düşmanlarım yere serildiğinde ki ben de serilmiştim, kanım Humbıley’e karıştı yağmurla birlikte görüyordum.

Artık herşeyi anlamıştım. Eski dünyasının çevresinde dolaşan bir kuruntu… Bir hayalet olduğumu biliyordum…

O gece tüm hayatımı geçirdiğim pş’anteden son kez çıktım… evimden… köyümden… Gözyaşlarını içine akıtan anneme… Haş’eşte taziye kabul eden babama… kardeşlerime.. oğluma… Guaşehan’a veda ettim. Yaza kışa veda ettim. Yamçımı giyindim… ve çıktım… Kuzeye, işgalci sürüsüyle yüzleşmeye gittim.

Şarapnel parçaları… kurşun sesleri… kılıç şakırtıları… çocukluğum… geçmişim ve geleceğim ardısıra yürüyordu adımlarımın…

At sürdüm tüm gece…. Yine bir zeque wered mırıldanıyordu dudaklarım. Kıyısında öldüğüm Humbıley’e vardım şafak sökerken.. Arkadaşlarımın yanına…

Hayatım başladı…

Benzer Yazılar

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00