Jürgen Osterhammel’ın kapağını kapattığımda niye bu kadar geç okudum ki diye hayıflandığım “Dönüşen Dünya” kitabında bence çok güzel bir tespiti var.
Bir toplumun geçmişten bugüne gelişimi ve toplumun genelinin, toplum içindeki çocuklara, yaşlılara, engellilere ve kronik hastalara nasıl davrandıkları arasında doğru orantı vardır tespitinde yazar. Temel gelişmişlik seviyesini bu gruplara olan yaklaşımla ölçüyor.
Yani bir kültürü değerlendirmedeki kriterimiz, toplumun teknik ve örgütsel kalitesine değil, bünyesindeki insanların insancıl yapıp yapmadığına ve bunu nasıl gerçekleştirdiğine bağlı olmalıdır. Burada da iki kritik faktör önemli
1- empati…
2- işbirliği…
Bu açıdan bakıldığında, kültürün belki de en önemli fonksiyonu insanların zihinsel olarak sağlıklı kalmasını ve sosyal olarak yabancılaşmamasını sağlaması diye düşünülebilir.
Bu bakış açısına göre, insani gelişme, eskiden var olanın sonradan daha yüksek bir gelişmeye rehberlik edip etmediği sorusuna karışmaz, bilakis gelişimin aynı zamanda insanlığın kaybı anlamına gelebileceğinin farkına varılmasını sağlar.
Mesela Japonlar…
Ekonomik olarak dünyanın zirvesindeler geleneksel kültürleri çok fena halde eriyor bu durum evlilik kurumundan, kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen adetlerin uğradığı yıkıcı bir erozyona sebebiyet veriyor. Japonya’da doğum oranları o kadar düşük ki ve nüfus o kadar yaşlı ki 30 yıl sonra neler olacağını kestiremiyorlar bile…
Bu tespitler ışığında Çerkes kültürünü ne şekilde ele almak gerekir… Üzerinde düşünülesi bir konu.
Tarih ve toplumbilime meraklı iseniz kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
Olur da sıkılırsanız yaklaşık 1250 sayfa kalınlığıyla tuğla – çaydanlık altlığı, silah olarak falan da kullanabilirsiniz kitabı.
